Bizim Ninniler

Fış Fış Kayıkçı

Atem Tutem Men Seni

Eşekli Ninni

Çamlıbelden Çıktım Yayan

Uyusun da Büyüsün

 

Reklamlar

Allah´a Teslimiyet

İki genç ilim tahsili yapmak, bir mürşit bulmak için bir yolculuğa çıkarlar. Uzun bir yolculuktan sonra bir mürşidin yanında ilim öğrenmeye çalışırlar. Aradan uzun yıllar geçer. Allahu teâlâ ( c.c.) o iki gence çeşitli hikmetler verir.

Bir gün gençlerden bir tanesi başını göğe kaldırıp Levh-i mahfuz‘a bakar. Levh-i mahfuz’da cehennemlik olanların isimlerinin içinde mürşidinin ismini görür. Çok üzülürler.

İsmi cehennemlik olan bir insanın yanında kalmak istemezler. Hocalarının yanına gidip buradan ayrılmak için izin isterler.

Hocaları: -”Oğullarım, daha ilminizi bitirmediniz. Ayrılmayın, öğrenecek daha çok şeyiniz var.” diye ısrar ettiyse de talebeler ayrılmak isterler.

Hocaları: -”Sakın oğlum siz Levh-i mahfuz’daki cehennemlik olanların isimleri içinde benim ismimi görmüş olmayasınız? Bunun için gidiyorsanız, gitmeyin. Ben tam 20 yıldır bu yazıyı her gün görüyorum. Benim görevim Allah’a kulluk etmektir. Allah’ın (c.c.) hikmetini sorgulamak değildir.” der.

Talebeler daha da çok hayrete düşerler.

Ertesi sabah gene Levh-i mahfuz’a bakarlar ki mürşitlerinin ismi cennetlik insanların içinde yer almış. Hep beraber Allah’a (c.c.) şükür secdesi yapmışlar.

Hocaniz bir Saki de olsa Sadakkatla ona bagli olursaniz Allaha  varirsiniz…

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri halis ve muhlis kullarından eylesin. Âmin.

Ninniler 2

Sözleri:

Eşek senin ağzınla
Fırın mı yapayım
Fırınlı dağlar
Sümbüllü bağlar
Ben nerde kalayım oy

Eşek senin burnunla
Çeşme mi yapayım
Çeşmeli dağlar
Sümbüllü bağlar
Ben nerde kalayım oy

Eşek senin kuyruğunla
Kamçı mı yapayım
Kamçılı dağlar
Sümbüllü bağlar
Ben nerde kalayım oy

Eşek senin gözünle
Fincan mı yapayım
Fincanlı dağlar
Sümbüllü bağlar
Ben nerde kalayım oy

seni eşşek seni

Ninniler 1

Türkçe sözleri:

Dandini dandini danalı bebek
Mini mini elleri kınalı bebek
Annesi babası çok sever
Uyur, büyür…nazlı bebek

Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı

Dandini dandini danadan
Bir ay doğmuş Anadan
Kaçınmamış Yaradan
Mevlam korusun Nazardan
——————————
English lyrics:

Spoty spoty, little baby with beauty spots
Baby with pretty pretty hands with henna
His/her mother father loves him/her very much
Sleeps and grows (my) coddled/petty baby

Spotty spotty sporden,
Calves walked into vegetable garden
Gardener, go get them out
Don’t let them eat the cabbage

Spotty spotty spotter,
A moon is born from mother
Whom God bestowed with all beauties
May God save him/her from evil eyes

Sultan Ikinci Murat

Sultan Ikinci Murat

Babasi Çelebi Sultan MehmedAnnesi . Emine Hatun

Dogumu : 1402

Vefati .3 subat 1451

Saltanati : 1421 – 1451 (30) sene

pad2.jpg (33293 Byte)

Ikinci Murad, uzun boylu, beyaz tenli, dogan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padisahti. Çok güzel konusurdu. Kendisinin en büyük saadeti, Fatih Sultan Mehmed gibi esine ender rastlanacak ve çok kiymetli bir zatin babasi olmakti.Sultan Murad. süküneti ve huzurlu yasamayi arzu eden fakat icap ettigi takdirde gayet hareketli, cesur ve hiçbir seyden yilmayan bir kimse idi. Otuz senelik saltanati müddetince, memleketini çok büyük bir san ve serefle idare ederek, emri altinda bulunan herkeste, dindar. âdil ve lütufkâr bir padisah nâmi birakmistir.

Sultan ll. Murad çocuklugu Amasya’da geçti. 18 yasinda tahta çikti. Sâir ve hattatti.Çok iyi bir askerdi. Siirler yazmistir. Zamaninda Venedik donanmasiyla harbedildi. Selânik yeniden fethedildi. Düzmece Mustafa isyani oldu ve bu isyani bastirdi. 1422’de Istanbul’u muhasara etti. 1423’de Mora yeniden alindi. 1428’de Germiyan Beyligi Osmanlilara katildi. Venedik ve haçlilara karsi Güvercinlik zaferi kazanildi. 1430’da Selânik yeniden alindi. 1438’de Bosna’ya hakim olundu. 1439’da Belgrad muhasara edildi. 1443’de haçlilara karsi Izlâdi Derbendi zaferi kazanildi.1444 Temmuz’unda Segadin antlasmasi yapildi, fakat haçlilar sözlerinde durmadilar. Ikinci Murad küçük yastaki oglunu tahta çikarinca,ümide kapilarak Osmanli topraklarina girdiler.Oglu Ikinci Mehmed (Fatih) ordunun basina babasini baskumandan tayin etti. Kasim 1444’de Varna Zaferi kazanildi. Varna Zaferinden sonra Ikinci Murad tekrar tahta geçti. 1445’de Mora’ya ve Arnavutluga sefer açti. 1448 senesinin Ekiminde haçlilar yeniden saldirdilar.Bu defa da Ikinci Kosova Zaferi kazanildi. 1451 senesinde Sultan Murad bütün esirlerini saliverdi. 47 yasinda oldugu halde Edirne Sarayinda vefat etti. Vasiyeti üzerine Bursa’da Muradiye Camii yanina defnedildi. Mezarinin üzerini örtmemeyi, kenarlarina hafizlarin oturup Kur’an okuyabilmeleri için yerler yapilmasini ve Cuma günü mezara konulmasini vasiyet etmisti. Vasiyeti öylece yerine getirildi.Sultan Murad zamaninda memleketin bir çok yerlerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yapilmistir. Bunlardan birisi Edirne’deki”Üç Serefeli Cami”dir. Cami’in yaninda bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Yine Edirne’de “Muradiye Camii”ni bina ettirmistir. Bu caminin duvarlari ve mihrabi son derece güzel çinilerle süslenmistir. Bursa’daki “Muradiye Camii”ni ve Ergene Nehri üzerindeki 170 ayakli “Uzun Köprü”yü de Sultan Murad yaptirmistir.Silsile-i Sââdât-i Naksibendiyye’den, Hâce Yâkub Darhi (k.s.), ,Seyhi Emir Sultan, Haci Bayram Veli, Ibn-i Haceri Askalâni, Muhammediye kitabmin müellifi Yazicizâde Mühammed Efendi Ikinci Murad devrinde vefat eden büyüklerdir.

Erkek çocuklari : Fatih Sultan Mehmed, Ahmed, Alâaddin, Orhan, Hasan, Ahmed (ll.)

Kiz çocuklari : Sehzâde ve Fatma Hatun

Kaynak: Osmanli tarihi

ALİ KUŞÇU


ALİ KUŞÇU

Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kelam alimi olan Ali Kuşçu, XV. yüzyıl başlarında Semerkant’ta doğdu. Babası Muhammed, ünlü Türk Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi ‘Kuşçu’ lakabıyla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, devrin en büyük alimleri olan Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı.

Daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a gitti. Burada Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı.Ali Kuşçu, Semerkant ve Kirman’da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey’e yardımcı ve rasathanesine müdür olmuştu. 1449’da hacca gitmek istedi. Tebriz’de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Fatih’le barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü yaptıktan sonra Fatih’in davetiyle İstanbul’a geldi. XV. yüzyılın ilk yarısında, Semerkant, dünyanın en önemli bilim merkeziydi.
Uluğ Bey Rasathanesi, gök bilgisi araştırmaları için en doğru sonuçları alıyordu. Rasathanenin genç müdürü Ali Kuşçu, gece gündüz demeden çalışıyor, bilimsel gerçeklere yenilerini katmak için uğraşıp didiniyordu.

Gökyüzü bilgisi (astronomi), hem değişmez kuralların, kanunların tespit edilmesine yarıyor, hem de gözlemlerle kontrol edilebiliyordu. Otuz yıla yakın bu işte çalışan Ali Kuşçu, bir gün ansızın her şeyi yüzüstü bırakarak hacca gitmeye karar vermişti. Buna da sebep, en olmayacak bir zamanda, sevgili hükümdarı Uluğ Bey’in 1449 yılında öldürülmesiydi. Gürgân tahtının bu bilgin ve kudretli hûkümdarı, kendi öz oğlu Abdüllâtif’in ihânetine uğramıştı.

Gökyüzü bilgisi (astronomi), Ali Kuşçu için bambaşka bir mânâ taşıyordu. Her şeyden önce hocasıydı. Ondan matematik ve astronomi dersleri almış, eserlerini uzun uzun incelemiş, sohbetlerinde bulunmuş, hâttâ Doğancıbaşısı olduğu için, adının ucundaki “Kuşçu” lâkabı bile böylece yadigâr kalmıştı.Uluğ Bey, kendi kurduğu rasathaneye de müdür olarak Ali Kuşçu’yu lâyık görmüş, henüz tecrübesiz bir çağdayken bu dev rasathanenin başındaki çalışmalarda, ona bizzat yardımcı olmuştu. İşte Uluğ Bey’in bir ihanete kurban giderek öldürülmesi Ali Kuşçu’yu can evinden vuran bir olaydı.

Ali Kuşçu bu olayla çok kırıldı. Çoluk çocuğunu toparlayıp Tebriz’e geldi. Uzun Hasan kendisine o kadar saygı gösterdi ki, Konstantiniye Fâtih’i, bir devri kapayıp yenisini açan genç cihangirle ihtilâfında aracılık etmesini istedi. Genç Fâtih’in de bilgin olduğunu, bilginlere büyük saygı gösterdiğini biliyordu. İstanbul’da olup bitenler, kuş kanadıyla Tebriz’e ulaşıyordu. Şiîlerin casusları ve habercileri yalnız padişahın savaş niyetlerine ve hazırlıklarına dair haberler ulaştırmakla kalmıyorlardı.

Bunun üzerine Ali Kuşçu, kendisine bunca itibar eden Uzun Hasan’ın dileğini kırmayarak yol hazırlıklarını tamamladı. Semerkant’ta Kızıl Elma olarak bilinen eski Bizantium’a ulaştı. Haberciler; onun geleceğini daha önceden saraya uçurmuşlardı. Huzura kabul edildiği zaman Osmanlı hükümdarından beklemediği kadar iltifat gördü. Çünkü, kendisinden önce, eserleri İstanbul’ca biliniyordu. Uluğ Bey Rasathanesi’ndeki çalışmalarından, Semerkant’a aylarca uzak bulunan İstanbul’daki hükümdarın haberi vardı.

Osmanlı tahtında oturan II. Mehmet (Fatih), gayet dikkatli, bilgili, uyanık bir padişahtı. Âdet olan merasimle Uzun Hasan’ın elçisini kabul etmiş, dileklerini dinlemiş, ama hemen geri dönmesine izin vermemişti. Ondan, gelip artık batıya kaymış olan ilim merkezlerini aydınlatmasını, bilgisiyle İstanbul medreselerinde ilim heveslisi gençleri yetiştirmesini rica etti.

Bu teklif, Ali Kuşçu için beklenmedik bir iltifattı. Cefâlı olduğu kadar şefkatli olduğunu da bildiği Fatih’in isteği, onun için emir demekti. Ama, ahlâkı dürüst bir ilim adamı olduğunu şu sözlerle ispat etti: “Hünkârım izin verirlerse önce Tebriz’e döneyim. Çünkü burada bulunuşumun gerçek sebebi, Akkoyunlu Hükümdarı’nın elçisi olmaktır. Elçiye zeval yoktur. Gerektir ki, hünkârımın lütûfkâr davetini kabul etmeden önce vazifemi iyi bir sonuca ulaştırdığımı, beni gönderen, bana güvenmiş olan insana bildireyim…”

Ali Kuşçu’nun bu mazereti, Fatih’e son derece akla yakın göründü. Padişah; iki şeye birden sevinmişti: Kuşçu, davetini kabul etmişti, gelip buradaki ilim öğrencilerini yetiştirecekti. İkincisi ise, son derece mert ve ahlâklı bir insandı. Her haliyle, medreselerde yetiştireceği gençlere örnek olacaktı. Bu sebeple, bir müddet daha misafir ettikten sonra kendisine izin verdi.

Değerli matematik ve astronomi bilgini Ali Kuşçu, sözünü tuttu. İki yıl sonra, ailesini de alarak Tebriz’den hareket etti. Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarından karşılanarak ihtişam içinde İstanbul’a getirildi. Ölümüne kadar da gençleri yetiştirmekle uğraştı. Kuşçu’nun ders vermeye başlamasıyla, İstanbul medreselerinde astronomi ve matematik alanında büyük gelişme oldu.

Ali Kuşçu’nun İstanbul’a gelişi önemlidir; çünkü o zamana kadar İstanbul’da astronomi ile uğraşan güçlü bir bilgin yoktu. Ali Kuşçu, Osmanlılar arasında astronomi bilimini yaydı.

Ali Kuşçu 1474’te İstanbul’da vefat etti